Bu Rüyanın Anahtar Kelimeleri: Goruldukleri Aylara Gore Ruyalarin Tabirleri Ruya Tabirleri


Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Görüldükleri Aylara Göre Rüyaların Tabirleri

Not: Hicri Aylar esas alınacaktır

1: Muharrem

Eğer rüya, bu ayda görülürse, bu rüya hatasiz salih bir rüyadır. Rüyada Muharrem ayını görmek, sıkıntıdan, hapislikten kurtulmaya ve hastalıktan şifa bulmaya isaret eder. Gurbette olan insan rüyasında muharrem ayını görse, vatanına döner. Eğer rüya sahibi günahkar ise, tevbe eder. Çünkü o ayda Adem (A.S.) 'in tevbesi kabul edilmistir. Rüya sahibi çocuğunun olmasını arzu ediyorsa, salih bir çocuğu olur. Rüyayi gören sıkıntıda ise, bundan kurtulur, düsmani varsa düsmanindan emin olur. Bazen de rüya sahibi bidat ve sapıklıktan dönmekle Allahu Tealaya tevbe eder ve günahlarindan kurtulur. Rüya sahibi memuriyetten ayrilmissa, tekrar memuriyete döner. Eğer rüyayi gören fakir veya hasta ise, hastaliktan sifa bulur ve Allahu Teala onun fakirliğini giderir.

2: Safer

Safer ayinda görülen rüya, pek makbul sayılmamıştır. Keder ve üzüntü içinde bulunan bir kimsenin rüyada safer ayını görmesinde bir zarar yoktur. Eğer rüyayi gören hasta olursa, sifa ve sihhat bulacağına, keder ve üzüntüden kurtulacağına isaret eder.

3: Rebîu’l-Evvel

Bu ayi rüyada gören kimsenin kazanç ve ticareti sürekli ve karli olur. Sevinç ve ferahliga erisir. Bu ayda görülen rüyalar sahih olup, rüyayi görenin salih bir erkek çocugu olur. Rüya bu ayda görülmüs ise, iyiligi emredtp kötülükten sakindiran bir devlet adami müjdesi alir.

4: Rebîu’l-Ahir

Bir kimse rüyasında bu ayı görse, düşmanına galip gelir, alim ve çok cesur bir oğlan çocuğu olur.

5: Cemâziye’l-Evvel

Bu ayda bu rüyayı gören kimsenin, islerinde durgunluk olur ve alışveriş isteği azalır. Rüyada Cemaziyelüla ayını gören kimse, kızını veya hanimini kaybeder. Zira Peygamberimizin kızı Hz. Fatimatü'z Zehra (ra) , bu ayda vefat etmistir.

6: Cemâziye’l-Âhir

Bu ayda görülen rüyalann hükmü umumiyetle çıkmaz. Rüya hayırda olsa, şer de olsa böyledir.

7: Receb

Bu ayda görülen rüya, kuvvetli olur, hayır kapıları açılır veseyler hayırlara dönüşür. Tabirci, Recep ayında görülen rüyayı hayırla tabir etse, aksi çıkmaz. Bir kimse rüyada recep ayını görse, serefe meziyete isaret eder. Zira Resülullah (SAV.) , o ayda miraca çikmistir.

8: Şa’bân

Bu ayda görülen rüya hayra isaret ederse, ayiptan beri olur, büyük ve hayır çoğalır. Eğer ser olursa, gecikir ve doğru çıkmaz. Bir kimse rüyasında saban ayını görse, o devlet adamlarinin azledileceğine isaret eder.

9: Ramazan

Bu ayda bütün kötülük kapilari kapanir ve görülen hayırlı rüya çabuk çikar. Ramazanda görülen çirkin rüya sihhatli değildir. Ramazandaki hayırlı rüyanın hükmü gecikmez, serlisinin hükmü ise, gecikir ve tabir de edilmez. Bu ayda görülen rüyada inançsiz insanin durumu, mümininkinin tersidir. Gayesiz insanin gördügü rüya, kötülükten baska bir sey değildir. Bir kimse rüyada ramazan ayını görse, bu bereket, hayir, iyilikle emredip kötülükten nehyetmeye isaret eder. Eğer rüyayi gören ilim veya Kur'an ögreni yorsa, buna muvaffak olur. Çünkü Kur'ani Kerim bu ayda nail olmustur.

10: Şevval

Bir kimse rüyada sevval ayını görse üzüntülerden kurtulmaya, ferahlik ve sevince isaret eder. Zira sevval ayi bayram ayidir.

11: Zilka’de

Bu ayda görülen rüyalarda pek hayra yorumlanmaz. Yolculuga çıktığını gören kimse, sefere çıkmasın.

12: Zilhicce

Rüyada Zihhicce ayında veya kurban kestiğini veyahut kurban bayram namazı kıldığını gören kimsenin, bu rüyası borçlarını ödemesine, yaptığı adakları yerine getirmesine, tevbe etmesine ve sapıklıktan sonra hidayete erismesine isaret eder. Bazen de bu rüya, alimlerin kaybedilmesine ve devlet adamlarinin görevlerinden ayrilmasina isaret eder.... Rüya Tabirleri Ansiklopedisi

Ayın ilk günü görülen rüyalar doğru rüyalardır.

Ayın 2. günü görülen rüyalar doğru ve daha etkilidir.

3. gün görülen rüyalar da çabuk etkisini gösterir.

4 ve 5. gün görülen rüyalar bir yıl sonra etkisini gösterir.

6, 7, 8 ve 9. günün rüyası yine bir yıl sonra etkili olur.

Ayın 10. günü görülen rüya yalancı rüyalardır ve tabiri doğru çıkmaz.

11 ve 12. günün rüyaları da bir yıl sonra gerçekleşir.

14. günün rüyası orta hallidir; yani ne iyi ne de kötüdür.

15. günün rüyasının etkisi çabuk görülür.

16 ve 17. günün rüyası bir süre geçtikten sonra kendini gösterir.

18 ve 19. günün rüyası çok etkilidir.

20 ve 21. günün rüyası yalancı rüyadır ve tabir edilmez.

22. günün rüyası çabucak etkisini gösterir.

23 ve 24. günün rüyası çok kötüdür ve hayırlı bir etkisi olmaz.

25 ve 26. günün rüyası da yalancı rüyadır ve tabir edilmez.

27 ve 28. günün rüyası faydasız bir rüyadır.

29. ve 30. günün rüyası doğru, güzel ve etkilidir.

...

Meşhurların Rüya Tabirleri

 

EVLİYA ÇELEBİ

Hikmet-i Hûda, seyahat ile bir çok yerleri görmeye sebep olan ben hakir ve fakir, daima kusuru çok olan seyyah, insan oğlunun kölesi siyasız evliya Derviş oğlu Mehmet Zilli daima Allah'dan yardım isteyip, Fürka-ı Kerim suresi ve Yüce Kur'an' inayetleri bereketleri ile bütün gönlümle Cenab-ı Hak' dan duada bulunarak, doğum yerimiz olan İstanbul' da evimde, yuvarlak yastığıma uyumak için yaslanmıştım. 1040 senesi Muharrem ayının Aşure gecesinde (20 Ağustos 1630), ya uyku halinde iken, gördüm ki: Yetmiş iskelesi yakınında Ahi Çelebi Camii -ki helal para ile inşa olunmuş olup, duası kabul olan eski bir camidir. Uykumda kendimi o camide gördüm. Derhal l iminin kapısı açıldı. Nurlu caminin içi baştan başa silahlı ^sker ve nurlu cemaat ile dolu idi. Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra salavat-ı şerife okumaya başladılar. Ben hakir ise minber dibinde oturuyordum. Bu nur yüzlü cemaati hayranlıkla seyrediyordum. Hemen yanımda oturan cana bakıp: "- Sultanım! Sizler kimlerdensiniz? İsminizi Lütfediniz" dedim. Onlar "- Aşere-i Mübeşşere'den kemankeş­lerin piri Sa'd İbn Ebi Vakkas' ım" deyince, hemen mübarek ellerini öptüm. "-Ey sultanım! Bu sağ tarafta nura bürünmüş sevimli cemaat kimlerdir? " dedim. "- Onlar bütün peygam­berlerin ruhlarıdır. Geri safhadakiler evliyaların ve asfıyanm ruhlarıdır. Bunlar da sahabe-i kiram'ın, muhacirinin, ensar, sufe ehli ve Kerbela şehidlerindendir. Mihrabın sağmdakiler Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer' dir. Mihrabın solundak- iler Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali' dir. Mihrabın önündeki Hazret-i Veysel Karani'dir. Camiinin solunda, duvar dibindeki siyah örtülü kimse senin pirin Hazret-i Peygamber'in müezzi­ni Bilal - Habeşi' dir. Bu ayakta duran, cemaat saf saf süzene koyan kısa boylu adam Amr-i Ayyar' dır. İşte bu kızıl renkli elbiseler giyip sancakla gelen askerler Hazret-i Hamza ve bütün şehidlerin ruhlarıdır. " diye cami içinde bulunan bütün cemaati birer birer bana anlattı. Onların hangisine baktıysam ellerimi göğsüme koyup iyice baktım ve baktıkça can buldum. "Ey sultanım! Bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir?" diye sordum. Bana: "- Azak taraflarında İslam askerlerinden Tatar askerleri sıkıntıya düşmüşlerdir. Hazret-i Peygamber' in himayesinde olanlar İstanbul' a gelip, buradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Hazret-i Risalet dahi İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, on iki imam ve bizden başka aşere-i mübeşşere ile gelecekler. Sabah namazının sünneti kılı­nacak. Sonra sana "kamet getir" diye işaret buyururlar. Sende yüksek sesle kamet getir. Selamdan sonra Ayete'l Kürsi'yi oku. Bilal (Sübhanallah) desin. Sen (Elhamdülillah), Bilal (Allahu Ekber) desin, sen (Amin, amin) de. Sonra bütün cemaat hep birden tevhid ederiz. Sonra sen (Ve salli ala cemiü'l enbiya-i ve'l mürsalin ve'l hamdülillahi mübarek Rabü'l-alemin) deyip kalk. Hemen, mihrabda, Hazreti Peygamber otururken elini öp. (Şefaat ya Resülallah) de. Yardım rivaet. " diyerek, Sa'd İbni Ebi Vakkas, yanımda oturup bana öğretti. Onu gördüm ki, camii kapısından bir nur-u mübin parladı. Camii içi nur dolu iken, nur üstüne nur oldu. Bütün sahabe-i kiram, nebi'ler ve evliyaların ruhları ayakta hazır durdular. Saadetle Hazret-i Peygamber, yeşil sancağı dibinde, yüzünde örtüsü ile, elinde asası ve belinde kılıcı ile, sağında İmam-ı Hasan ve solunda İmam-ı Hüseyin olduğu halde göründü. Mübarek sağ ayak­larını (Bismillah) diyerek cami içine koydu. Mübarek yüzün­den örtüsünü açtı ve: "-Esselamü aleyke ya ümmeti" diye selam verdiler. Bütün camide bulunanlar hep bir ağızdan "-Ve aleykümü's-selam Ya Resülallah ve Ya Seyyide'l-ümen" diye selam aldılar. Hazret-i Peygamber, hemen mihraba geçip, sabah namazının iki rekat sünnetini kıldılar. Bana bir korku ve vücuduma titreme geldi. Hazret-i Peygamberin bütün görünüşüne baktım. Hilye-i Hakani'de anlatıldığı şekilde idi. Yüzündeki örtü al şal idi. Mübarek sarığı on iki kolanlı ve beyaz şaş idi. Hırka-i şerifleri sarıya yakın deve yünündendi. Boynunda sarı renkli sof şalı vardı. Mübarek ayaklarına renkli çizmeler giymişti. Mübarek başlarındaki sarığı üzerinde bir misvak sokulmuştu. Selam verdikten sonra, bana bakıp sağ ile dizine vurup: "Kamet Getir" dediler. Ben hemen sa'd İbni Ebi Vakkas'ın öğrettiği gibi segah makamında kamet getirip tekbir ettim. Hazret-i Peygamber de segah makamında hazin bir sesle Fatiha-i Şerifi ve arkasından (Ve Vehebna) asr-i şerifini okudu. Böylece bütün cemaate imamlık etti. Selam verdikten sonra ben (Ayete'l -Kürsi)' yi okudum. Sonra Bilal ile sırayla müezzinlik yaptık. Duadan sonra bir sultani tevhid oldu ki, Allah aşkı ile kendimden geçip güya uykudan uyanır gibi oldum. Uykumu kısacası, Sa'd İbn-i EbiVakkas'm öğretmesiyle görevi tamamladım. Hazret-i Peygamber, mihrab' da yanık bir sesle uzzal makaımda bir Yasin-i şerif üç İza Cae suresi ve Muvazzeteyn süresini tamamen okudu. Bilal Fatiha dedi. Hazret-i Peygamber mihrabda ayak üzere dururken, sa'd İbni Ebi Vakkas hazretleri beni elimden tutup Hazret-i Peygamberlerin huzuruna götürdü. Hz. Peygambere "sadık aşıkın, müştak ümmetin Ebliya kulun, şefaatini riva eder" dedi. Bana da : "Mübarek ellerini öp!" dedi. Ben o an ağlamaklı oldum. Hz. Peygamberin mübarek ellerine müs- tahça dudaklarımı kondurdum. Onun görünüşünden (Şefaat ya Resulallah !) diyeceğime, hemen (Seyahat Ya Resulallah) demişim. Hz. Peygamber hemen tebessüm edip (Şefaati, seya­hat ve ziyareti sıhhat ve selametle kolay eyle Ya Rabbi) diye­rek (Fatiha dediler. Bütün sahabe-i kiram Fatiha yı okudular. Ben bütün orada bulunanların mübarek ellerini öperek, hayır dualarını alıp giderdim. Kiminin mübarek eli mis gibi, kiminin anber, kiminin menekşe ve kiminin karanfil gibi kokuyordu. Amma bilhassa Hz. Peygamber' in kokusu zağferen ve kırmızı gül gibi kokuyordu. Sağ elini öptüğümde sanki pamuk gibi kemiksiz bir et idi. Bu şekilde bütün cemaatin ellerini öptüm. Hz. Peygamber, sonra yine Fatiha dedi. Bütün eshab-ı güzin yüksek sesle Sebü'l-mesani'yi okudular. Hz peygamber- mihrabdan "-Esselamu aleyküm ey kardeşler!" deyip camiden çıkıp gittiler. Hemen Sa'd hazretleri belinden ok mulifazasını çıkarıp benim belime kuşattı ve tekbir getirip: "-Yürü ok ve yay ile gaza eyle. Allah'ın muafazasmda ve emanetinde ol. Sana müjdeler olsun ki, bu toplulukta ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse, onların hepsini ziyaret etmen nasib olup, dünyayı gezer ve insanlar içinde tek olursun. Ama, gezip gördüğün elkeleri, kaleleri, beldeleri, nedir eserleri, her ülkenin güzel işlerini, yiyecek ve içeceklerini, toprakların eylem ve boylam derecelerini yazıp, güzel bir eser meydana getir ve ahiret oğlum ol. Hak yolunu elden bırakma. Gönül huzursuzluğundan uzak ol. Ekmek öğren ve tuz hakkını gözet. Sadık dost ol. Yaramazlarla yar olma. İyilerden iyilik. " diyerek nasihatte bulundu ve anından öpüp; Ahi Çelebi Camii'nden çıkıp gittiler. Ben şaşkın bir halde rahat uykudan uyandım. "Acaba, bu benim halim midir, yoksa olan bir şey midir, yoksa güzel bir rüyam mıdır?" düşünerek, içime bir rahatlık gelip, gönlüme neşe doldu. Sonra sabahleyin temiz bir abdest alıp, sabah namazını kıldım. İstanbul'dan Kasımpaşa tarafına geçtim. Rüya tabircisi İbrahim Efendiye gittim. Rüyamı tabir ettirdim. Bana " Cihanı süsleyen bir dünya gezip dolaşan bir seyyah olup, işin iyi bir sonuçla tamama erip, Hz. Peygamber' in şefaati ile cennete girersin" diyerek müjde verip (El- Fatiha) dedi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah dede' ye gittim. Ellerini öpüp rüyamı ona da tabir ettirdim. Bana "On iki imamın ellerinden öpmüşsün, dünya da himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübaşerenin ellerinden öpmüşsün cennete girersin. Dört halifenin ellerinden öpmüşsün, dünya da bütün padişahların şerefli sohbetlerine katılıp, sevdikleri kimselerden olursun. Madem ki Hazret-i Peygamber'in temiz yüzlerini görüp mübarek ellerini öpüp, hayır duasını almışsın, iki cihanda da saadette erersin. "- Yürü, işin rast gele. El Fatiha" diyerek hayırlı duada bulundu.

YAVUZ SULTAN SELİM

Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum. - Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular. Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim. - Şimdi, ne düş gördünc-e beyan eyle, buyurdular. - Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki: - Bu ne sözdür? Bir geceyi tama­men uyku ile geçiresin de bir vakıa görmeyesin. Herhalde gör­müştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek: -Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi. Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim. Sultan, mübarek başlarını sal­layarak hayret gösterdiler. Ben de "Sebebi ne olabilir?" diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası'nm dairesine bir iş için beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa, Kilercibaşı, Saray ağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri yaşlı olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine ben­zemiyordu. Bir kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim. - Ağa hazretleri kalbinüz gamlı, çeşmiııüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde, - Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı: - Kardeş, Ağa'ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır., dedi. Bunun üzerine: - Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye bu bende şerini aciz ettiler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için bayağı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve: - Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa: - Nice söylemezsün, bize anlattığmada buna memur olduğunu naklet­tim. Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı. - Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. "Ne haber var" diye ileri baktım, vardım; kapu, dışarısı göriincek fakat bir adam sığınmayacak kadar az açılmış. Taşlık, talesanlı (ucu sarkıtılmış sarıklı) nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah' m Aksancağı var. Bana dedi ki: - Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de: - Buyurun, dedim. Dedim ki: - Bu gördüğün kimseler Resulullah (s. a. v. )ın ashabıdır. Bizi Hazıct-ı kesuluiian Selim Han' a selam etti ve buyurdu ki: Kalkıp gelsün ki Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l Faruk, bu Osman-ı Zi'n- Nureyn' dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib' im. Var, Selim Han' a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular. Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa yormuşlar ve sabah namazı vakti geçe­ceği zaman gelip beni uyarmak için yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım. Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükuna eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu. Padişahın buyurduğu hizmet nakledi, derhal huzurlarına gittiğimde, o hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak: - Şu senin bu gece sabaha dak uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir. Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu? Dedim ki: -Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim. Buyurdular ki: - Söyle görelim. . . Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek çehreleri kızarmaya başladı ve mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdularki: - Derd -mendin safa' yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) var­mış, sen onu bize medhettikçe "Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın" diye seni alaya alırdık, boşuna medhetmezmişsin... Ve devamla: - Biz sana demezmiyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayedden behre-mendler idi (velilikden nasip sahibiydiler), kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik ... diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar. Arap Seferi hazırlıklarına başladılar...

ABRAHAM LINKOLN

Amerika'nın eski cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, 1865 yılının 14 Nisan gecesi, gördüğü garip bir rüya ile sıçrayarak uyandı. Rüyanın verdiği sıkıntıdan şırıl sıklam teri emişti. Kalktı çamaşır değiştirdi. Bir süre kitap okudu. Tekrar uzandığında, sanki aynı rüya kendisini yatağın içinde bekliyormuş gibi rahatsızlık duydu. Tekrar uykuya dalabilme- si bir kaç saatini aldı. Sabah olduğunda rüyasını eşine ve yakınlarına anlattı. Hatta o gün kabine toplantısında bile bahs­etmek lüzumunu hissetti. Rüyasında, beyaz sarayın hizmetkar­ları telaşla koşup geliyorlar ve cumhurbaşkanının öldüğünü kendisine haber veriyorlardı. Abraham Lincoln'ün yakınları bunu hayra yorarak ömrünün uzayacağını söylediler. Aynı günün akşamı Lincoln ve karısı dostlarıyla birlikte tiyatroya gittiler. Kötü rüya Lincoln'ü manen sarsmıştı. Bir ön seziyle olacak hadiseleri hissediyormuşçasma konuşuyor, yakınlarını teskin edici telkinlerine rağmen ruhunu saran karanlıktan sıyrılamıyordu. Temsilin heyecanlı bir sahnesinde Lincln'ün oturduğu loca kapısı, yavaşça aralandı sahneden akseden ışık­la elindeki tabancası parlayan genç bir adam; içeridekilerin hareketlerine fırsat vermeden kurşunları boşalttı. Amerikanın 16. cumhurbaşkanı, beynine dolan kurşunlarla koltuğuna can­sız yığılıverdi. Henüz gördüğü rüyanın üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti. Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı tarihe karışmış oluyordu.

ŞAİR NABİ

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mahzar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır. Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder. "İki cihan güneşinin bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mıs­ralar dökülür. Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı lıudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu. . . Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır. - Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de:
  • Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler. Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısralarm müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi"ye şöyle seslenir. - Nabi bu hal nedir? Nabi de:
  • Bilmiyorum, der. Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini bek­lerler. Müezzin inince: - O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de, "Söylemem, kafamı kes­seniz de söylemem!" deyince: - Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla: - Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müzezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayana­mayıp: - Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır. - Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyam­da gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.
...

Rüya, uçan bir kuşun ayağı üzerindedir. Tâbir edilmedikçe onun için istikrar yoktur. Tâbir edildiği halde hemen yerini bulur.


Bu sitede: İbn-i Şîrîn, İmam Nablusî, Cafer-i Sâdık (r.a.) ve daha nice İslâm büyüklerinin rüyalara getirdikleri tâbirleri bulacaksınız. Yüce Allah kerîm kitabında buyuruyor ki: "Onlar için dünya hayatında da, âhirette de müjdeler vardır. "(Yunus Sûresi, 64.) Bu mübarek âyetin tefsirinde müfessirlerden bazıları: "Dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya kendi hakkında bir başkasının gördüğü sâlih rüyadır. Ahiretteki müjdeden murad ise Allah'ı görmektir." demişler ve bu âyet-i celîleyi böyle izah etmişlerdir.
Kâinatın Efendisi de şöyle buyurmuşlardır: "Sâlih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir." Evet; herkes rüya görür. Ne var ki, her insanın gördüğü rüya gerçek olmaz. Zaten rüyalar gerçek olsaydı, âlem bir başka âlem olurdu. Rüya vardır, korkunç gibi durur, fakat onun arkasındaki mânâ müjdedir. Rüya vardır, hoş ve güzel görünür, ama sonu güzel olmayabilir. Bütün bunları anlamak feraset işi, ilim işi, irfan ve şuur işidir. Hayatta ne rüya görmek, ne de rüya görmemek kimsenin kendi elinde de değildir. Hiç kimse ben rüya görmüyorum diyemez. Zaten rüyayı insan istese de göremez, insana rüyayı bir gösteren, bir hazırlayan vardır. Nasıl ki hayatımızı bir hazırlayan, bir yaratan var. Çok kere insan bir şeyi ister, fakat ona eremez. Çok defa da arzu etmediği bir şey vücuda gelir. Eğer herkesin istediği olsaydı, zâlimler tahtlarından inip kara toprağa girerler miydi? O kadar güzelliğiyle beraber Hazreti Yusuf da köle olarak satılmaz, zindanlara düşmezdi. Bütün bunları bilmek, düşünmek gerekir. Rüyaların en sâdıkı ise seher vaktinde görülenidir. Çünkü seher vakitleri en lâtif, en nurânî bir zamandır. Seher vaktinde sabah namazı için bir kısım melekler yeryüzüne inmeye başlarlar. O anda gecenin zulmeti zail olup gündüzün nûraniyeti yüz göster­meye başlamış bulunur. İşte bu gibi sebeplerden dolayıdır ki, seher vaktindeki rüyalar, geceleyin ve gündüzün görülen rüyalardan daha sâdık, daha kuvvetlidir. Sâdık rüyalardan bir kısmı pek vazıh bulunur. Tevile, tâbire muhtaç olmaz (yani görüldüğü gibi meydana çıkıverir). Bir kısmı da temsilât kabilinden olup, tevil ve tâbire muhtaç bulunur. Cihan güzeli Hazreti Yusuf (a.s.)'ın onbir yıldız ile güneş ve ayın kendisi için secde ettiklerini rüyasında görmüş olduğu gibi. Birçok rüyaların bilâhare görüldüğü gibi veya ona benzer bir surette zuhura gelmesi ruhun varlığına ve başka bir âlemin mevcudiyetine pek açık bir delildir." Dikkat edilecek diğer bir husus da, güneşin doğup ve battığı zamanla zeval vaktinde rüya tâbir edilmemelidir. Rüya sahibi, rüyasının tâbirini çok arzu ediyorsa, onu ancak bir âlim ve öğüt verene anlatmalıdır. Cahil ve düşmana rüya anlatmak insanı ümitsizliğe düşürebilir. Cahil, bilmediği halde rüyayı tâbir ederek güzeli çirkin, çirkini de güzel gösterebilir.
Rüyalar üç kısma ayrılır:
  • Allahu Teâlâ tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadis-i peygamberi ile anlatılan sâlih rüya budur.
  • Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.
  • İnsanın bizzat kendi düşünce ve haliyle meydana getirdiği kuruntuların neticesinin rüya şeklinde tecelli etmesidir.
Bâtıl rüyalar da vardır ve yedi çeşittir:
  • Üzüntü, keder ve arzuların tesiri ile insanın meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.
  • İnsanın rüyada ihtilâm olması. Bu rüyanın da tâbiri yoktur..
  • Şeytan tarafından korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiçbir zararı erişmez
  • Cin taifesinin gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi rüya esnasında bundan da zahmet çeker...
  • İblis'in gösterdiği ve temeli bâtıl rüyadır ki, bu zaten rüyadan sayılmaz.
  • İnsan bünyesinin anormal ve kederli zamanında gördüğü rüyalardır. Ve bunlar da rüyadan sayılmaz...
  • Acı ve ızdırapların getirdiği rüyalardır ki, rüya sahibi o anda senelerce önce vâki olmuş bir hali görür.

Müslim'in diğer bir rivayetinde Allah'ın Aziz Peygamberinin şöyle dediği nakledilir:

"- Sizden hanginiz en doğru sözlü ise onun rüyası da en doğrudur,"

O halde rüyalarımızın gerçekleşmesini istiyorsak, doğru sözlü olmalıyız. Günahtan, haramdan, yalan ve gıybetten ve yüce dinimizin men ettiği şeylerden uzak durmalıyız. Kişi salih olursa, rüyası da salih olur. Kişi Rabbi kerimine kulluk eder, Rabbini severse, Rabbi de onu ilâhî müjdelerle rızıklandırır.

Rüya Tabirleri Sitemize Hoşgeldiniz. Dünya'nın en büyük ve en geniş içeriğine sahip İslami, rüya tabirleri, rüya yorumları internet ansiklopedisi.

Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları

Sitede 6 farklı kaynakta rüya tabirleri ve rüya yorumları bulunmaktadır. İslami rüya tabirleri ve İslami rüya yorumları içeriğinin temel unsurudur. Dini rüya tabirleri ve dini rüya yorumları sitesidir.

ruyatabirleri.pro herkesin kolaylıkla anlayacağı sade bir dil kullanılarak hazırlanmıştır.

Rüyanız hakkında geniş ve açıklayıcı bilgiler verilmektedir.

ruyatabirleri.pro içerik bakımından özgün, güvenilir kaynaklardan faydalanılarak özenle hazırlanmış bir sitedir.

ruyatabirleri.pro herkesin tanıdığı ve güvendiği İslam önderleri ve büyükleri olan, İmam Nablusi, İbni Kesir Salimi, İbni Şirin, Cafer-i Sadık, Kirmani, Seyid Süleyman, Ebu Saidü’l-Vaaz eserlerinden esas olarak hazırlanmıştır.


...

Dünya'nın en büyük ve en geniş içeriğine sahip İslami, rüya tabirleri, rüya yorumları internet ansiklopedisi.


Rüyaların yorumlanması

  • Aynı rüya farklı zaman ve yerlerde görülürse, bunun yorumu da farklı olur. Bazen aynı rüyayı değişik insanlarda görebilir, ancak her insanın ruhu ve manevi dünyayı anlayışı, yaşamı farklıdır. Bundan dolayı da yorumu özünden bir şey kaybetmese bile yorumu ve yansıması farklı olur. Zaman zaman başkaları ile ilgili rüyalar da görebiliriz; bizi hiç ilgilendirmeyen bir rüya, bir başka bir başka yakınımızı ilgilendirebilir.
  • Rüyaları yorumlarken tarafsız olmak, duygulara kapılmamak, karamsarlaşmamak gerekir. Bu arada rüyada sadece bir şekil veya olayı değil, her şeyi birlikte yorumlamalıdır. Rüyadaki renkler de büyük önem taşır.
  • Rüyada görülen bazı insanlar tanıdıksa, adlarına da dikkat edilmelidir. Bu adların anlamları da yaklaşan bir durumu haber verebilir.

Rüya Tabirleri Sitemize Hoşgeldiniz.


Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları

  • Sitede herşey sizin rüya tabirlerinize kolay ulaşmanız için tasarlanmıştır. Üstte ve ya sağ sütundaki arama kutusuna istediğiniz kelimeyi yazmanız, daha ayrıntılı arama için solda site içi Google arama kutusuna aklınıza geleni yazmanız yeterli.
  • Sitede 6 farklı kaynakta rüya tabirleri ve rüya yorumları bulunmaktadır.
  • İslami rüya tabirleri ve İslami rüya yorumları içeriğinin temel unsurudur.
  • Dini rüya tabirleri ve dini rüya yorumları sitesidir.

 

A'dan Z'ye Büyük Rüya Tabirleri

A

B

C

Ç

D

E

F

G

H

I

İ

J

K

L

M

N

O

Ö

P

R

S

Ş

T

U

Ü

V

Y

Z

...

Gerçek şu ki; rüya tabirleri ilmi, şerif ve büyük bir ilimdir. Hak Taâla’nın bu ilmi Hz. Yusuf’a (a.s) bağışlamış olduğunu herkes bilir.

Nitekim yüce Allah, Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“İşte Yusuf’u, Mısır’da böylece yerleştirdik de ona rüya yormasını öğrettik.

İbn-i Abbas der ki: “Allah’ın peygamberlikten yana Resul-i Ekrem’e (s.a.v.) bağışladığı ilk şey, yakın meleklerden birinin rüyada ona ‹Ey Muhammed, sana müjdeler olsun! Hak Taâla tüm peygamberler arasından seni seçti, sana gaip ilmini verdi ve peygamberlerin sonuncusu yaptı!’ deyişi oldu. “Fakat o, Allah’ın resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur.”

Peygamberimiz uyandığında gördüğü bu rüyayı Hz. Hatice’ye (s.a) anlattı. Hz. Hatice, ‹Ne mutlu sana! Bu rüyada sana hayır ve gelecek vardır!’ dedi. Peygamberimiz Miraç Gecesi’nden sonra bir rüya daha gördü. “Ant olsun ki, Allah, Peygamber’in rüyasını doğru çıkardı.” Yine, Allah, Hz. İbrahim’in (a.s) rüyası hakkında, onun dilinden şöyle buyurmaktadır: “Oğulcağızım, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm.”

Rivayet edilir ki bu ilim, Hz. Yusuf’un (a.s) bir mucizesi idi.

Dolayısıyla peygamberlerin mucizesi olan bir ilim, elbette ki şerif ve büyük bir ilim olmalıdır.

Abdullah B. Abbas, Süleyman’dan şöyle rivayet eder: “Doğru rüya, Allah’ın, mümin kullarına vahyidir (uyarısıdır) . Hayır ve şer ona ulaşmadan önce Allah onu bu yolla uyarır.

Böylece dünyanın işvelerine aldanmamasını ve Allah’tan gafil olmamasını sağlar.”

Selman Mervî der ki: “Resul-i Ekrem’in (s.a.v) , ashabına şöyle buyurduğunu duydum: İçinizden salih bir kimse güzel bir rüya gördüğünde birkaç kez “Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm” (Kovulmuş/ taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım) desin ve gördüğü rüyayı kimseye söylemesin.

Böylece ona hiçbir zarar gelmez.”

Müminlerin Emiri İmam Ali’den (a.s) rivayet edilir ki; “Mümin bir kimse rüya gördüğünde onun tabirini bilmeli, böylece ondan iyi bir şekilde faydalanmalı; kötü rüya gördüğünde de dua, ibadet ve sadakayla onun kötü sonuçlarından korunmalıdır.”

İbn-i Sîrin der ki: “Kim bu ilmin tüm aşamalarını elde ederse, bütün ilimlere sahip olur. Zira aradığı her ilmin kökeni bu ilim gibi çok çeşitli değildir; bu ilim kıyas üzere tabir edilmez, yöntemi güzeldir. Her ilimde bir metot vardır, ama bu ilmin aslı insanların değeri, dindarlığı, astrolojideki halleri ve farklı zamanlardaki doğum tarihleriyle SALAVAT alakalıdır.

Görülen rüya bazen aynına yorulur, bazen asla bakılır; bazen kadın için yorulur, bazen erkek için; bazen de karışık (anlamsız) rüyalardan oluşur.

Bilinmelidir ki her ilim ehli, bir başka ilme ihtiyaç duymaz.

Ancak rüya tabircisi, mutlaka Kurân tabiri ilmini, Peygamber efendimizin (s.a.v) bu alandaki sözlerini, Arap olan SALATALIK veya olmayan bütün tabircilerin yorumlarını, şiirleri, halk dilini vb. şeyleri bilmek zorundadır.

İleri görüşlü ve arif olmalıdır.

İnsanların hallerine ve şekline (onları simalarından okumaya) vakıf olmalı, yorumla ilgili esasları çok iyi bilmelidir.

Bununla birlikte ilahî tevfikten ve Allah’ın kereminden nasibini almış olmalı, Allah’a yönelmeli, doğru ve sevaptan öteye bir şeyi dilinde barındırmamalıdır.

Yüce Allah’tan isterim ki, bizlerde olan bu ilmi, mayası günahlardan, çirkin sözlerden ve haram lokmadan arı olan kimselere inayet etsin. Kim böyle bir yapıya sahip olursa, Allah da ona bu tevfiki verir.

Bu bağlamda onu peygamberlerin varisi kılar…”

...

Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları Ansiklopedisi

Dünya’nın en büyük rüya tabirleri ve rüya yorumları sitesindesiniz.

Rüyalar, hayatımızdaki bilinmeyenlere dair ipuçlarıdır. İşaretleri ve simgeleri anlamlandırarak manasını çözebilmek için bir bilene danışılır. “www.ruyatabirleri.pro”, “Hayırdır inşallah” diyerek rüyalarımızı yorumluyor. Literatürdeki tüm güvenilir kaynakların taranmasıyla yayına hazırlanan site, uzun ve titiz bir çalışmanın ürünüdür.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) rüyayı, “Peygamberliğin 46 parçasından bir parçadır.” diye tanımlar. Hemen her gün gördüğümüz rüyaların mahiyeti, tabir edilmesi, yorumlanması ancak ehil olanların yapabileceği mühim bir iştir. İşte geniş açıklamalarla özenle hazırlanan “www.ruyatabirleri.pro” rüyalarınızın mesajını anlamak için önemli bir kılavuz vazifesi görecek.

Uyandığımızda kimi zaman bizi üzen kimi zaman da sevindiren rüyalar, doğru bir şekilde yorumlanmazsa hiçbir anlam ifade etmez. Rüyaların doğru ve sağlıklı bir şekilde yorumlanması uyanıklık kadar uykumuzun da hayatımıza hizmet ettiğini gösterir. Rüyalar doğru yorumlanır ve doğru tabir edilirse bizi boş yere üzülmekten kurtarır. Kötü, çirkin ve hoşumuza gitmeyen rüya gördüğümüzde nasıl davranacağımızı öğretir, iyi, güzel ve hoş bir şekilde uyandığımız rüyadan nasıl yararlanacağımızın kapılarını aralar, “www.ruyatabirleri.pro”  rüyalarınız konusunda en büyük yardımcınız olacak önemli bir kaynak sitedir.

“www.ruyatabirleri.pro” da Evrensel bir yaklaşımla modern terimlerin yorumu ilk defa yapıldı. Rüya ve rüya yorumu hakkında geniş ve açıklayıcı bilgiler verildi. Herkesin kolaylıkla anlayacağı sade bir dil kullanıldı.

Veri Tabanımızda birçok güvenilir kaynaktan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

“www.ruyatabirleri.pro” İslami Rüya Tabirleri Sitesidir; İmam Nablusi, İbni Kesir Salimi, İbni Şirin, Cafer-i Sadık, Kirmani, Seyid Süleyman eserlerinden esas olarak hazırlanmıştır.

Ve bu kaynakları sürekli olarak arttırmaktayız.

“www.ruyatabirleri.pro” sitesi yalnızca rüya tabirleri sitesidir, kendini bununla geliştirdi ve profesyonelleşti ve buşekilde yani yalnızca rüya tabirleri sitesi olarak yayın hayatına devam edecektir.

Sitede,  Gördüğünüz rüya veya rüyalara kolaylıkla ulaşabileceksiniz. Arama ikonuna rüyanızı yazmanız yetecektir.

Rüyalar ile ilgi genel bilgiler “Önemli Bilgiler” ikonunda bulunmaktadır.

Ayrıca Bir Hatırlatma Yapalım; Diyanetin Rüya Tabirleri hizmeti yoktur.

...

Bir rüyanın tabiri, rüyanın saatine, rüya sahibinin rüyasını anlattığı zamandaki durumuna, mesleğine vb. şeylere göre değişebilir. Buna göre, rüyasında bir filin üzerinde oturduğunu gören kimse, büyük bir meslek elde edecektir. Şimdi, aynı kimse bu rüyayı gündüz vakti görecek olursa, karısını boşayacak demektir. Rüyada çöl kuşu yakalamak, bir namerdin eline düşmeye işarettir. Ancak aynı rüya gündüz vakti görülürse, hastalık alametidir. İmam Cafer Sadık (a.s): Bir rüyanın tabiri kişinin inancına, mesleğine ve zahirine göre değişebilir. Şöyle ki; aynı rüya biri için rahmete işaretken bir başkası için de azaba işaret olabilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurur: "Yahudiler: Allah’ın eli sıkıdır, dediler. Böyle dedikleri için elleri bağlandı ve lanete uğradılar." Danyal (a.s): Sabah vaktinden öğle vaktine kadar görülen rüyalar hayra, gün ortasından akşama kadar görülen rüyalar ise şerre yorulur. ...

Kirmanî: Kim göreceği rüyanın doğruluk derecesini birtakım işaretlerle öğrenmek isterse, uyumadan önce çok yemek yemesin; ne aç kalacak, ne de tok olacak şekilde yesin; taharetli olarak yatağına girsin, sağ yanına uyusun ve Allah'ı zikretsin. Bu şartlara uyan bir kimsenin rüyası doğru çıkar ve onu unutmaz. Selman-ı Farsî (r.a) der ki: "Bedevînin biri Resul-i Ekrem'in (s.a.v) yanına gelerek 'Ey Allah'ın resulü, dün gece şöyle bir rüya gördüm' deyip gördüğü karmaşık bir rüyayı anlattı. Peygamberimiz, 'Ey bedevî, dün gece ne yemiştin?' diye sordu. Bedevî, bol miktarda pişmiş hurma yediğini söyleyince Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: Bu rüyanın tabiri yoktur. Zira senin rüyanın sebebi, çok yemek yemektir." Bazı tabirciler, bu tür şeylerden kaynaklanan rüyaları da tabir ediyorlar ve bu yüzden de yorumları doğru çıkmıyor. Bunun nedeni ise, rüya konusunda titiz davranmamaları ve bu tür ince noktalara dikkat etmemeleridir. Buna göre tabirci, yorumlarının doğru çıkması için rüyayla ilgili bu gibi ince noktalardan gafil olmamalı, rüyasının yorumunu isteyen kimseden gerekli bilgileri almalı ve daha sonra tabir etmelidir. İbn-i Sîrîn: Bazı insanlar rüya görür ve bu rüyanın kendileriyle alakalı olduğunu sanırlar. Oysaki bu, yakınlarından biri için de geçerli olabilir. Nitekim henüz ergenlik çağına girmeyen bir çocuğun rüyası, anne-babasının yaşantısına yorumlanmaktadır. Bazen de kadının gördüğü rüya, kocasına yorumlanabilir. Allah-u Taâla şöyle buyurur: "Artık kaçın Allah'a, şüphe yok ki ben size, onun tarafından, apaçık bir korkutucuyum." Aynı şekilde, hüküm sürenlerin korkusuyla kaçmak, rüya sahibinin Allah'ın koruması altında olduğuna işarettir. "Kendileri için hoşnut olduğu dinlerini güçlendirecek, korkularını güvene çevirecektir."Bu bağlamda çokça tabir vardır. ...

Cenab-ı Allah yarattığı her şeyi bir hikmete binaen yarat­mıştır.

Hiçbir şey tesadüf eseri meydana gelmemiştir.

Rüya da bir hikmete binaen yaratılmış, insanın hayatına girmiştir.

İnsan bütün mahlukatla alakadar şekilde yaratılmıştır. Bir kedinin hazin ölümünden, sevdiğimiz çiçeğin solmasına kadar her şey bizi ilgilendirir, sevdiklerimizle olan münasebetleri­miz bize sürekli huzur veya endişe verir, hiçbir zaman tekdüze hayat süremeyiz. Bu etkilenmelerden ruhun payı büyük olur. Uyanıkken çok etkilenen ve dengesi bozulan sinir sistemi rüyalar vasıtasıyla boşalır, deşarj olur. İnsanların uyanıkken yapmak istedikleri fakat yapamadıkları şeyleri rüyada yap­maları insanı bir derece rahatlatır, moral verir. Hiç çocuğu olmayan bir kadının rüyasında çocuğunun olduğunu görmesi ya da çok fukara birisinin rüyasında evinin ve çok parasının olduğunu görmesi onu mutlu eder. İkaz mahiyetinde görülen rüyalar da, rüya sahibinin tövbe etmesine, işlediği günahlardan vazgeçmesine vesile olabilir. Yine kalb gözü açık, ruhu yük­selmeye müsait olan kâmil kimselerin bu dar alemde göremedikleri güzellikleri rüya vasıtasıyla görebilirler. Bazen olur ki sadık rüya o insan için velayet mertebesine geçer....

İnsanoğlu yaratıldığından beri rüya görüyor ve gördüğü rüyaları yorumluyorlardı. Eski Mısırlılar, Güldaniler, İbraniler rüyaların, geleceği haber verdiklerine bu yüzden rüyanın sihirli bir kuvvet olduklarına inanırlardı. Büyük İskender se­fere çıkacağı zaman rüya yorumcularını da yanında götürür, gördüğü rüyanın tabirine göre savaş taktiği değiştirirdi. Hz. Yusuf peygamber de ünlü bir rüya yorumcusuydu. Yusuf Suresinin 6. ayetinde "Ve işte böyle Rabbin seni seçecek ve sana rüyaları yorumlama ilmini öğretecek. Ayrıca hem sana hem Yâkup ailesine nimetlerini, ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi tamamlayacak! Şüphe yok ki Rabbin her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. " Cenab-ı Allah bu ayet-i kerimeyle Hz. Yusuf peygambere rüya ilminin öğretildiğini belirtiyor. Yusuf Aleyhisselam Firavun'un rüyasını yorumlayarak büyük bir makama kavuşmuştur. Hz. Yusuf daha çocuk iken bir rüyasında on bir yıldızla güneş ve aym kendisine secde ettiklerini görür ve bunu babası Hz. Yakub'a anlatır. Hz. Yakup da rüyayı yorumlar. Hz. Yusuf un büyük bir makama kavuşa­cağını on bir kardeşi ile anne ve babasının onun önünde eğile­ceğini söyler. Hz. Ebu Bekir, İbn-i Şirin, Cafer-ı Sadık (a. s), Nablusi, İbn-I Kesir ünlü rüya yorumcularmdandır.
  • İBN-İ SİRİN: Doğum tarihi belli değildir. 728 yılın­da vefat etmiştir. İbni-i Şirin tabiinden olup Ebu Hureyre, Abdullah b. Ömer, enes b. Malik hazretlerinden hadis rivayet etmiştir. İslam dünyasının en önemli rüya yorumcularından biridir. Meşhur tasavvufçu Hasan Basri hazretleriyle aynı dönemde yaşamıştır.
  • NABLUSI: İmam Nablusi Ürdün devletinin sınırları içinde bir kasabada doğmuştur. Rüya yorumu hakkında bir çok eseri vardır. Kadiri ve Nakşibendi tarikatlerine girmiş, Şam'da eğitim almıştır. Daha sonra ilmini tamamlamak için Bağdat'a gitmiştir. Tasavvufla ilgili önemli eserleri vardır. Rüya yorum­ları ile ilgili tanınmış eseri Te'sirü'l- Enam fı Ta'birü'l- Menan'dır.
  • CAFER-İ SADIK: Cafer-I Sadık 702 yılında doğ­muş, babasının yerine imam olmuştur. Şianm 12. imamının altıncısıdır. Muhammed Bakır'ın oğludur. Astroloji, kimya ve rüya yorumlarıyla ama en fazla hadis ilmiyle uğraşmıştır. 765 yılında Medine ' de vefat etmiştir.
  • İBN-İ KESİR: İbn- Kesir 1301 de Şam'da doğmuş, hadis ve tefsir alimidir. Bidaye adındaki genel tarih ederi meşhurdur. Hambeli alimi İbn-i Teymiye'nin öğrencisidir. Hocası gibi bir çok sıkıntıya maruz kalmış 1373 de vefat etmiştir.
Rüya tabiri çok hassas bir meseledir. Rüya gören kişinin bulunduğu mekân, iklim, memleket, kavim, millet görünen rüyanın tabirini de muhakkak etkiler. Ancak unutulmaması gereken başka mesele var. Eski Yunan filozofu Herakleitos" "Uyanık insanlar için tek ve aynı dünya vardır. Uykuda her insan kendi dünyasına döner" demiştir.  ...

İbn-i Sîrîn der ki: Rüya, kâfir ve mümin olmak üzere iki hâlden oluşur. Aslı ise on üç çeşittir:
  • Hâkimlerin rüyası.
  • Fakihlerin rüyası.
  • Âlimlerin rüyası.
  • Özgürlerin rüyası.
  • Kölelerin rüyası.
  • Erkeklerin rüyası.
  • Kadınların rüyası.
  • İffetlilerin rüyası.
  • Fasıkların rüyası.
  • Zenginlerin rüyası.
  • Fakirlerin rüyası.
  • Baliğlerin rüyası.
  • Baliğ olmayanların rüyası.
Buna göre, hâkimlerin rüyası diğerlerinin rüyasından daha gerçekçidir. Zira fazilet, adalet, insaf, nezaret, halkın işleriyle ilgilenme, sorunları çözme vb. gibi şeyler onların vazifesidir. Fakihlerin ve âlimlerin uykuları da diğerlerine nazaran daha gerçekçidir. Zira Allah, halkı hidayet etmeleri, onları hayra ve doğruluğa davet etmeleri ve kötülükten sakındırmaları için fakihlere ve âlimlere özel lütfünü göndermiştir. Erkeklerin rüyaları, kadınların rüyalarından daha gerçekçidir. Nitekim Allah şöyle buyurur: "Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları birçok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir." "Erkeğe iki kadının hissesi kadar düşer." "İki erkek olmazsa biri unuttuğu vakit öbürünün hatırlatması için razı olacağınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun." Yüce Allah sabrı, aklı, reyi, bayındırlığı, büyüklüğü, şecaati, cömertliği, yargıyı, takvayı ve adaleti erkeklere daha fazla vermiştir. İffetlilerin (salihlerin) rüyası da fasıkların rüyasından gerçekçidir. Zira salihler, iyiliğe ve hakka itaate yönelirler ve günahlardan kaçınırlar. Ama fasıkların rüyaları, tıpkı kâfirlerin rüyaları gibi kıyamet günü için onlara delil niteliğindedir. Zira fasıklar günah konusunda ısrar ederler ve kıyamet gününü düşünmezler. Peygamber efendimiz (s.a.v), "Veren el, alan elden üstündür" buyurmuştur. Dolayısıyla dilencilerin rüyaları asılsızdır. Çünkü onlar hep üzüntü içerisindedirler. Geçimliklerinden başka bir şey düşünmezler. Fakirlerin rüyası ise iki şekilde yorumlanır; görülen rüya iyiyse geç, kötüyse erken gerçekleşir. Zenginlerin rüyası bunun tersinedir. Baliğ olan çocukların rüyaları ise zayıftır. Çünkü onlarda şehvet ön plandadır ve yeterli derecede akıl ve edebe sahip değillerdir. Bazı tabircilere göre, bu çocuklar iyi bir rüya görmüşse, anne-babalarına yorulur. Kötü ise de herhangi bir zararı yoktur. Henüz baliğ olmayan çocukların rüyaları hakkında ise iki görüş vardır:
  • Onların gördüğü rüya çabuk gerçekleşir; çünkü henüz günaha bulaşmamışlar ve dünyadan yana bir şeye sahip olmamışlardır.
  • Çocukların rüyası tabirsizdir; çünkü akılları ve bilgileri henüz kemale ermemiştir. Yine bazı tabircilere göre sarhoşun, cünüplünün ve hayızlı kadının rüyaları tabirsizdir. Ama İbn-i Sîrîn bu görüşe karşıdır. Zira müşrikler, Yahudiler ve Hıristiyanlar asla cenabet guslü almazlar ve daima cenabetli gezerler.
Rivayet edilir ki; Safiye bint-i Vahiy, Hayber'deyken rüyasında ay ile güneşi bir arada görmüş ve gördüğü bu rüyayı Hayber'in emirine anlatmıştı. Emir bu rüyayı işitince Safiye'ye yumruğuyla vurdu ve öfkeyle, "Eğer senin gördüğün rüya doğruysa, Muhammed (s.a.v) bu kaleyi ele geçirecek, seni de eşi yapacak!" dedi. Ertesi gün Resul-i Ekrem (s.a.v), İmam Ali'nin gösterdiği yiğitlikle kaleyi ele geçirince Safiye'yi onun huzuruna getirdiler. Resul-i Ekrem, ona yüzündeki kızarıklığın sebebini sordu. O da gördüğü rüyayı ve başından geçen olayları anlattı. Böylece rüyası gerçekleşmiş oldu. Kirmanî: Müslüman'ın rüyası kâfirden, âlimin rüyası cahilden, salihin rüyası fasıktan ve iyilerin rüyası kötülerden daha doğru ve gerçekçidir. Nitekim Allah, şöyle buyurur: "Yoksa kötülük kazananlar, kendilerini de iman edenler ve iyi işlerde bulunanlarla eşit mi tutacağız, dirimleri de, ölümleri de onlarla bir olacak mı sanıyorlar?" Yaşlıların rüyası gençlerinkinden, gençlerin rüyası da çocuklarınkinden daha doğru ve gerçekçidir. Adamın biri İbn-i Sîrîn'e, "Rüyamda ezan okuyordum, bunun tabiri ne olabilir?" diye sordu. İbn-i Sîrin, "Hacca gideceksin" dedi. Hemen arkasından biri daha geldi ve o da aynı rüyayı gördüğünü söyledi. İbn-i Sîrîn ona da "Seni hırsızlıkla itham edecekler" dedi. Bunun üzerine öğrencileri "Ey üstat, aynı anda birini hacca, diğerini de hırsızlıkla ithama yordunuz; hâlbuki ikisinin de rüyası aynıydı, bunun sebebi nedir?" diye sordular. İbn-i Sîrîn şöyle cevap verdi: "Önce gelenin batınını iyi gördüm ve bunu hacca yordum. "Ve insanları hacca davet et, uzak uzak, bütün yerlerden yaya olarak yahut hayvana binerek gelsinler sana." Diğerinin simasından onun kötü biri olduğunu okudum ve bunu da hırsızlıkla ithama yordum. "Onların yüklerini hazırlayınca şerbet içtiği bardağı kardeşinin yükünün içine koydurdu, sonra da ey kafile, siz hırsızsınız diye bir münadiye nida ettirdi." İmam Cafer Sadık (a.s): Gündüz vakti görülen rüya, birkaç gün içerisinde gerçekleşir. Gece vakti görülen rüyanın gerçekleşmesi ise altı ay, bir yıl veya yirmi yıl kadar gecikebilir. Nitekim Hz. Yusuf'un rüyası yirmi yıl sonra gerçekleşmişti. Bazen de kırk yıl sonra gerçekleşebilir. Zira Resul-i Ekrem (s.a.v), rüyasında birinin İmam Hüseyin'in (a.s) kanını içtiğini görmüş ve bu rüyanın tabiri kırk yıl sonra, İmam'ın şehadetiyle gerçekleşmişti. Cabir: Geceleyin görülen rüya, gündüz vaktinde görülen rüyadan daha gerçekçidir. Akşamın ilk saatlerinde görülen rüyanın tabiri olmaz. Çünkü bunun sebebi, o anki düşüncelerdir. Gece yarısında görülen rüyanın da etkisi yoktur. Çünkü o vakitte görülen rüyalar karışık rüyalardır ve bunlar şeytanın ürünüdür. En doğru rüyalar, sabaha yakın bir zaman kala veya hava aydınlanmaya başlayınca görülen rüyalardır. Zira bu rüyaları mukarreb melek Levh-i Mahfuz'dan gösterir. Bu yüzden gerçekçi olur ve tabiri vardır. ...